16-21 Nisan 2005 tarihleri arasında, Mısır’ın başkenti Kahire’de gerçekleşen, Uluslararası Haritacılar Birliği FIG'2005 Çalışma Haftası ve 8.Uluslararası Global Konumsal Veri Altyapısı (GSDI) kongresi’ne katılanların izlenimleri…

Kısaca; Tarihe not düşmek adına Kahire’den esintiler..

 


 

 

“4 Günde Devr-i Kahire”

Ebru ÇOLAK

Bir yandan eski medeniyetlerine sahip çıkmaya çalışırken, diğer yandan modernleşme yolunda ilerlemenin ikileminde olan bir ülke; işte Mısır..İlk adımınızda sizi korkutan garip bir his, sonraki günlerde ise sıcaklığını, samimiyetini sonuna kadar yaşayabileceğiniz bir yer.    20 milyon nüfusun bir arada yaşadığı kalabalık; 24 saat canlı, bitmek tükenmek bilmeyen hızlı trafiği; kültürlerine has çarşıları; vurdumduymaz şehrin hemen yanı başında başlayan kurak çölü, gizemli piramitleri, sfenksi;camileri,medreseleri, dini bayramları ve düğünleri…işte bunların hepsini birden 4 günde yaşamak mümkün burada. Yoksullukla zenginliğin,gelenekle modern zamanın birbirine karıştığı bir şehir; Kahire. Geri kalmışlığının nedenini ilk bakışta sezmek kolay. Çünkü tembel, eğlenceyi seven, bize göre ilginç yanları olan, konuşmayı çok seven ve geneli fakir bir millet. Kolay bir yol bulmuşlar; üretmeden kazanmak. Eski medeniyetlerini kullanarak, geçinmeye çalışıyorlar; dolayısıyla turizm büyük bir gelir kaynağı.  4000 yıl önceki medeniyeti şehrin içerisinde görebileceğiniz en iyi yer müzeleri. En büyüğü olan Kahire Müzesi, krallarına ait eşyaları,hazinelerini, mumyaları, lahitleri ve daha pek çok şeyi görme imkanı sunuyor.  Nil’in geniş vadisinde kurulmuş olan Kahire’nin geniş caddelerinde, kuralları olmayan trafiğine; yayaların, araçların ve at arabalarının nasıl birbiri ile yarıştığına; özellikle toplu taşımada kullandıkları otobüslerine; her cadde kesişimle rinde yer alan anıtlarına; köşe başlarındaki o keskin amonyak kokusunu hissederek kaçıştığınız simsarlarına şaşkın şaşkın bakmamak elde değil. Ve Mısır’ın sembolleri; papirüs ve lotus çiçeği..Eski Mısır’da kuzey ve güney Mısır’ı sembolize ediyor. Her yerde papirüsçülerin ve esansçıların bulunmasının sebebini açıklıyor. Papirüs fabrikasında, papirüs bitkisinin nasıl kağıda dönüştürüldüğünü görmek şaşırtıcı. Esansçılarında ise, bizim yalnızca koku amaçlı kullandığımız parfümlerin çeşitli amaçlara hizmet ettiğini öğrenebiliyorsunuz; ancak hala kafalarda soru işareti bırakan, bunca güzel kokuya rağmen halkından neden insanı ferahlatacak güzel bir koku duyamadığımız. Kahire’de kesinlikle yapılması gerekenlerden biri de, Nil turlarına katılmak. Gecenin şehrin ışıklarını Nil’in sularına yansıtmasını izleyebildiğiniz, yemeğin ve eğlencenin hat safhada yaşanabildiği, Arabik müzikler eşliğinde, Esmahan’lı harika geceleri J… El-Halili Çarşısı, bence Kahire’nin en eğlenceli ve kültürünü tam olarak yansıttığı yeri. Kendi evinizdeymişsiniz gibi rahatça yayılıp nargile içme keyfini yaşayabileceğiniz 200 yıllık kahveleri, bir geçtiğiniz yerden bir daha geçme fırsatı bulamayacağınız dar arka sokakları, aniden başlayan dini tören geçitleri, dükkanları , seyyar satıcıları, kapı önlerinde “oo Turkish, yavaş yavaş Hasan Şaş” diye size içtenlikle gülümseyen insanları, mağazalarındaki misafirperver ikramları, ve en eğlenceli olan sıkı pazarlık turları…işte asıl Mısır burada bence. Günün nasıl bittiğini anlamak mümkün değil bu çarşıda. Kahire’nin kesinlikle gezilecek ve hatta doyasıya alışveriş yapılacak yerlerinden.. Aslında anlatacak o kadar çok şey var ki Mısır hakkında.

Son olarak Bayram Hoca’dan bir inci: “Nil geceleri şal gibi Kahire’nin tüm pisliklerini örtüyor ve kent New York’a dönüşüyor..”. Kısaca görmek ve yaşamak gerek..

 


 

GISLab organizasyonunda Kahire’de Dört Muhteşem Gün…

Volkan YILDIRIM

Her yıl yurt dışında bilimsel bir etkinliğe katılmak artık bizim GISLab ekibi için bir gelenek haline geldi. Geçen yıl Atina, bu yıl Kahire ve seneye Münih. Kahire’ye giderken Osmanlı imparatorluğunun bir zamanlar hakimiyeti altında olan bir ülkeyi görecek olmanın heyecanı ile doluydu içim. Birde gitmeden yaptığımız araştırmalar ve görüşmelerin kattığı olumlu hava bu heyecanımı daha da arttırmıştı bende.

Bu duygularla hareket ettik Atatürk Havalimanından..

Kahire havalimanında, üç-beş kuruş bahşiş alabilmek için çantalarımıza yapışan insanları görünce o anda ülke hakkında genel bir izlenim hemen uyandı bende. Otele giderken şoförün arabayı sürmesini sanırım hiç unutamam. Tam bir araba yarışı gibi, ama ne bir kask, ne de bir koruyucu var.. Sanki o 85 model hurda minibüsün tekerlekleri yerden havalanacakmış gibiydi. Sonradan arabaları ve sürücülerini görünce gerçekten Kahire de yaşamın bir tesadüfler zinciri üzerine kurulduğu izlenimi oluştu bende. Otoparkta araçları birbirine vurdurarak park etmek, geceleri far yakmadan araba sürmek, çarpmalarda hiç bir şey yokmuş gibi davranmak, trafik ışıklarına uymamak, trafik polislerinin disiplinsiz hareketleri kentin sıradanları olmuş artık.. Nil nehri kenarı muhteşem. İstanbul boğazı geliyor insanın aklına. Nehir kenarındaki otelimiz mükemmel bir manzara sundu bize. Turizm kentte yaşayan  16 milyon insanın belki de tek geçim kaynağı diyebilirim. Turistten ne koparabilirsem kar mantığıyla hareket eden esnafa El-Halili çarşısında ve hatta yolda yürürken bile rastlamak mümkün. Malın fiyatını yoğun pazarlıklar sonucunda ¼ üne kadar düşürebilirsiniz. Görmek için sabırsızlandığım Osmanlı izlerine sadece eski yapılarda ve ibadethanelerde rastladım. Özellikle tarihi camiler muhteşem… Mısırlıların bütün kültürü ölü ve mezar üzerine kurulmuş. Bunun en belirgin göstergesi kralın kendine ve ailesine yaptırdığı anıt mezarlar olan piramitler. Gerçekten harika yapılar. İnsanın dudakları uçukluyor. Piramitlerin içinde bulmayı umduğumuz her şey Kahire Müzesinde. Mumyasından, mezar içindeki eşyalara kadar bütün her şeyin bir ihtişam içinde sergilendiği dünyanın bu en büyük müzesini görmek bence gezinin en önemli anıydı. Müze gerçekten Mısırlıların mezar ve ölü üzerin de ne kadar hassas olduğunun en belirgin göstergesi. Gezi sonunda hala heyecanlıydım. Bunun yanında Müslümanların çektiği sefalete üzülüyor, halkı sefalete sürükleyen batılı ülkelere sinirleniyor ama o egzotik anları doyasıya yaşadığım için seviniyordum.. Bu duygularla indik Atatürk Havalimanına..

 


 

Dünya Harikalarından DÜŞ Kırıklıklarına...

Arif Çağdaş AYDINOĞLU

Hayat bir yerlerde tıkanıp kaldığında ve soluk almak güçleştiğinde, mantık sürüklemeye başlamalı ayaklarını... Bir gün sorgulamalı; dünya bizim bildiğimizle mi sınırlı, yoksa görecek daha çok şey mi var? Ufkunun aldığı yer neresi! Önyargıların ile sınırladığın bakışların mı, yoksa her seferinde yeni hisler yaşatan algılamaların mı? İşte bu yüzden; yeni patikalar, yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yaratacak... Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediğin  ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli !

Nerden nereye diyor insan... Kahire-Mısır seyahati de böyle bir umutla başladı. Efsanevi Nil Nehri’nin suladığı topraklarda, 5000 yıllık Eski Mısır tarihi üzerine kurulmuş, Arap dünyasının vitrini, Mısır’ın başkenti Kahire’deyiz. Hani yıllarca bizim de bir parçamız olmuş ve ellerde savrulduktan sonra kendi dünyasını kurmuş… İnsan kendinden de bir şeyler arıyor. Uzun süre yurdundan ayrı kaldıktan sonra, Avrupa’nın düzenli ama bazen de sıkıcı hayatından belki de Türkiye özlemini giderme şansı bulmak ümidiyle… Gece saatlerinde Kahire’ye iniyoruz. Serin rüzgarıyla ılıman havası insanın içini ferahlatıyor. Şehir içindeki kalabalık sokakları görünce Kahire’nin 24 saat uyumadığını anlıyoruz. Canlılık ve kalabalıklar tabii ki keyif verici, ancak zamanla anlıyoruz ki bu insanlar da belirsizlik dünyasında günü ve gecesinden bihaber hayat mücadelesi peşinde. Bu insanları iyi tanımak için onlar gibi yaşamak lazım dedik. Gece vakti bindik bir halk otobüsüne. Bir an insan kendini Afrika belgesellerinde veya safaride zannediyor. Koltuk yok, cam yok, nereye gittiğin belli değil, otobüste itişen kalkışan gençler, inmek istediğinde otobüsün duracağı da meçhul,… Aslında gülüp geçiyorsun, arada hareket iyidir diyorsun! Eğer turist isen yolda yalnız yürümen söz konusu değil. Etrafına bakınmaya fırsat kalmadan üzerinde manyetik alan varmış gibi taksicisinden simsarına birçok insan doluşuyor yanına. İnsanı bir sırtlayıp götürmedikleri kalıyor. Ancak yaşadıklarınızdan hayrete düşmemeniz için soğuk kanlı olmanız gerekli. Bu da güzel diyorsun, ne kadar sıcak ve yardım sever insanlar. Ne de olsa Akdeniz insanı. Burada yaşamak için demek ki her şeye olumlu tarafından bakmak lazım, daha yaşanacak çok macera varmış demek. Gün açtığında heyecanla Kahire’nin sokaklarına atıyorsun kendini. Sahra iklimi kendini gösteriyor, nisan ayının sıcak ama bunaltmayan havası ile kendine geliyorsun. Zaman geçtikçe anlıyoruz ki bu insanlar bizden de heyecanlı! Hareketlilik, koşuşturan insanlar, sokak satıcıları, her köşe başında bekleyen polis kılıklı insanlar,… Araba yolları var, ışığı var, yaya geçidi var, ama kuralı yok ...  Trafik yoğun her taraftan hurda görünümünde taksiler çıkıyor karşına. İnsan başta ürkmüyor değil, bu yollardan karşıdan karşıya geçmek deveye hendek atlatmak gibi bir şey. Yeni Kahire denen yerdeyiz. Geniş caddeleri ve meydanlarıyla ihtişamlı görünüyor. Kahire’nin merkezi olarak ifade edilen ve yolların kesiştiği Talat Harb meydanında İngiliz döneminin esintisi dikkat çekiyor. En büyük meydanı Al Tahrir de ihtişamını koruyor. Adım adım Nil Nehri’ne yaklaştıkça heyecanımız artıyor. Etrafta mistik cazibesi olan yapılar ararken lüks otellerle çevrilmiş çehresi gelişmiş bir şehir gözümüze çarpıyor. Anlaşılan batılı sermaye burada da en cezp edici yerlere yerleşmiş. Nil gerçekten görülmeye değer ve güneşin batışını beklemek için saatlerce nehir kenarında oturabilirsiniz.  İstanbul özlemini gideriyor belki de… Nil’de tekne turunun verdiği zevki unutmamak gerekir. Gece parlayan ışıklar arasında Nil boyunca Mısır’ın yöresel arap müziği ve dans gruplarıyla birlikte lezzetti yemekleri unutulmazlar arasındaydı.

Burası Kahire’nin görünen yüzüymüş. Çok değil birkaç sokak arkada dünyanın gerçekleriyle karşılaşabilirsiniz. Sefalet ve keşmekeşlik hat safhada… Dükkanlarından lokantalarına kadar bakımsız birçok mekan mevcut. Hadi buna da sahra rüzgarlarının sürüklediği kumların kirliliği diyelim! Düzensizlik düzeni… Sebeplerini sorguladığımızda; Yeni Dünya Düzeni’nin sömüren yapısı mı, ya da bazen de öz eleştiri yaptığımız gibi, bu insanlar tembel mi diyelim tartışma getirir. Ancak gerçek şu ki; lüks otelinin terasında otururken aldığın keyfi buradaki insanların yaşadığını pek zannetmiyorum. Dışarıda karşılaştığınız dünya gerçekten içler acısı. Kim ne derse desin Türkiye’nin hiçbir yerinde bu kadar düzey farkı olduğunu zannetmiyorum.

Mısır’ı gözde yapan gerçeklere gelince; insanı başka bir gezegene taşıyan Eski Mısır. Kahire Müzesi’nde sayısız eski mısır lahdi, heykeller, mumyalar, mücevherler vb. bulabilirsiniz. İnsanı büyüleyen, her bir motif ve resmin sembollerle yüklü olmasıydı. Her bir temsili görüntüde tüm yaşam detaylarıyla sembolize edilmiş ve hiyerografik yazılarla dillendirilmişti. Dünyanın 1. harikası olarak ifade edilen piramitler, Giza bölgesi olarak şehrin güney batısında, sahra ve şehrin ayrım noktasında. Giza bölgesi, Sfinks heykeli girişiyle, gizemli ve mucizevi yapısıyla gerçekten ilgi çekiciydi. Eski Mısır esintileri Nil Nehri boyunca Sahara piramidi, heykelleri ve tapınakları ile Mısır’ın güneyine kadar devam etmektedir. Akla takılan önemli şey ise, gerek müzede gerekse diğer bölgelerdeki bu tarih değerlerinin iyi temsil edilememesiydi. Beklediğimiz eski Mısır’dan çok şey kalması değildi. Fakat tarihe böyle bir başlangıç yapan medeniyet daha iyi bir konumda olabilirdi. Eski Mısır’da kutsal sayılan ve günümüze ulaşan, Nil boyunca yetişen, Lotus (yukarı Mısırı temsil eden)  ve Papirus (aşağı yani Kuzey Mısır’ı temsil eden) çiçekleriydi. Papirus kağıdının nasıl yapıldığını görmek gerçekten heyecan vericiydi. Eski Kahire denen İslami yapıların olduğu bölgede, beklediğimiz kadar olmasa da Osmanlı döneminden kalma tanıdık mimari yapısına sahip camiler görmem mümkün. Tabii sadece sureti kalmış! Han El Halili Çarşısı, dar arka sokakları, tarihi kahvehaneleri ve hediyelik eşya dükkanlarında yapılan pazarlıkların anılarıyla turistler için vazgeçilmezler arasındaydı.

Sonuç olarak; heyecanı, ilginç anıları ve düş kırıklıklarıyla Kahire’de dopdolu 5 gün geçirdik. Nil Nehri’nin güzelliği, insanlarının sıcaklığı, eski mısır tarihini ve piramitleri görmenin verdiği zevk mükemmeldi. Unutmamalı ki, kendi topraklarının değerini bilmek için daha görülmesi gerekenler varmış…

Kahire'nin ön bahçesi...


 

Sıradışı bir şehir: KAHİRE…

Mehmet ÇETE

Monoton bir hayatınız var ve sıradışı birkaç gün mü geçirmek istiyorsunuz? Öyleyse hiç durmayın, Kahire tam size göre. Bunu, Kahire havaalanına adım attığınız andan itibaren hissetmeye başlıyorsunuz. İlk olarak havaalanındaki polislerin kıyafetleri dikkatinizi çekiyor. Tamamen beyaz bir üniformaları var. Ama temiz ve ütülü bir giysi canlanmasın kafanızda, orijinalliği de orada zaten. Sonra havaalanında ikamet edeceğiniz yere gitmek için bir arabaya biniyorsunuz ama bindiğiniz araba değil de sanki bir uçak. Acaba yanlışlıkla Formula 1’in Mısır GP’sine mi rastladım diye düşünüyorsunuz. O an hala soğukkanlıysanız ve çevrenizi seyredebiliyorsanız, etraftaki arabalar gözünüze ilişiyor. Büyük bir çoğunluğu 1970’li, 80’li yıllara ait. Bir yerinde çarpışma belirtisi olmayan bir araba ararsanız, biraz sabırlı olmanız gerekecek. Bu arada, trafikte, üzerinde bir eşeğin bağlanıp bir başka yere nakledilmekte olduğu bir at arabası görürseniz şaşırmayın. Ne var ki bunda, bu da bir nakil yöntemi işte. Kalacağınız yere yerleştiniz. Şöyle bir şehri gezeyim diye dışarı çıkıyorsunuz. Sakın pazarlık etmeden bir taksiye binmeye falan kalmayın. Kahire’de cebinizden para çıkarıp birine vereceğinizde, ‘pazarlık’ şart. Bu bir taksiye binerken de olabilir, alışveriş esnasında da. Eğer ben pazarlık edemem diyorsanız, ederinin en az “üç” katını vermeye hazır olun o zaman. Diğer taraftan, Kahire’de bir Türk olarak bulunuyorsanız şanslısınız. Çünkü Türkleri seviyorlar. Türk deyince hala gözlerinde Osmanlı canlanıyor çünkü. Herkes Hasan Şaş’ı tanıyor neredeyse. Dünya kupasında Brezilya’ya gol atınca, Hasan adeta bir kahraman olmuş Kahire’de. Tüm bu ilginçliklerin yanında, Kahire’yi bir turizm merkezi yapan güzellikleri de var tabi. Örneğin Nil Nehri, orada yaşayanlara bahşedilmiş bir hayat sanki. O kurak iklimde o kadar büyük değeri var ki. Bunun yanında kente apayrı bir güzellik de katıyor tabi. Diğer taraftan piramitleri görünce hayret ve hayranlığınızı gizleyemiyorsunuz. Her biri tonlarca ağırlığa sahip milyonlarca taşın, nereden bulunup da bu mühendislik harikası eserlerin oluşturulduğu düşüncesi geliyor insanın aklına. Kahire müzesini gezince ise, en çok mumyalar yer ediyor kafanızda. Eğer mideniz sağlam değilse, en iyisi siz o bölüme uğramadan geçin ama Kahire’ye kadar gelmişken mumyaları görmeden gitmek olmaz diyorsanız siz bilirsiniz tabi. Bir de Afrika’nın en büyük hayvanat bahçesinin Kahire’de bulunduğunu ve “El-Halili” meydanının civarındaki alışveriş mekanlarına girdiğinizde ayrılamadığınızı da mutlaka ifade etmek lazım. Özetle; Nil’i, piramitleri, sıcak kanlı insanları ve sıradışı ortamıyla Kahire, mutlaka gidilip görülmesi gereken bir şehir.

 


 

Konya’dan Kahire’ye…

Savaş DURDURAN

16-21 Nisan 2005 tarihleri arasında Kahire’de gerçekleşen Uluslararası FIG-2005, sempozyumu, hem bilimsel hemde gezi fırsatı yakaladığımız bir organizasyon olmuştur. Önce KTU, Jeodezi ve Fotogrametri Müh. bölümü sayın öğretim elamanlarına göstermiş oldukları samimi arkadaşlık, dostluk ve sıcak ortam için kendilerine başta Sayın Hocam, Prof. Dr. Tahsin YOMRALIOĞLU ve diğer meslektaşlarıma çok teşekkür ederim. Mısır/Kahire, benim için yurt dışına çıktığım ilk ülke olmuştur. İlk olması sebebiyle, hem kongre alanında hem de gezi esnasında başta çok fazla heyecan yaşadım. Bu heyecanımın, arkadaşlıkların dostluklara dönüşmesi ve hiç bilmediğiniz bir ülkeyi gezip, tanıdıktan sonra bitiyor. Kahire, geniş bir alana yerleşmiş büyük nüfusu ve hızlı trafiği ile ilk başta ürkütücü geliyor. Bana göre Mısır halkı, belki Akdeniz ülkesi olması sebebiyle belki de bizleri kardeş ülke görmelerinden dolayı sıcak kanlı ve samimi olduklarını gördüm. Her türlü temizliğin istenilen seviyede olmadığı, turizmin en önemli sektör olması sebebiyle insanların bir koşturmaca içerisinde maddiyatı öne çıkardıklarını fark ettim. Tarihi ve turistik yerleri gerçekten çok etkileyiciydi. Özellikle piramitler çok büyüleyici. Piramitlerin yıllar önce inşa edilmiş olması ve halende ayakta durması, eski mısır yaşantısının izlerinin günümüze kadar gelmesi ve Afrika kıtasına can veren Nil nehrinin halen ihtişamlı duruşu ve süzülüşünü görmek gerçekten çok harikaydı. İslam ülkesi olması sebebiylede, camilerin ve sanat süslemelerinin her yere aksettiğini görüyorsunuz. Genel olarak, Kahire’yi birbirinden değerli hocalarımla gezmek, piramitleri görmek çok keyif vericiydi. Özellikle TMMOB Harita ve Kadastro Müh. Odası Genel Başkanının da katılımıyla gerçekleşen akşam yemeğimiz de eğlenceli ve neşeliydi. Benim için, her şey mükemmel ve güzeldi. Herkese teşekkür ediyorum.

Kahire'nin arka bahçesi...


 

Kahire ve Ben..

Fevzi KARSLI

İlk olarak 33 yaşında olduğu belirtmek isterim. İnsan çocukluğunu yeniden yaşayabilir mi? O günlerdeki ortamı tekrar bugüne taşıyabilir mi? Bilemem, ancak bizi 30 yıl geriden takip eden bir ülkede bulunmakla bir haftalık ta olsa çocukluğumu yaşadığımı düşünüyorum. Kahire’ye ulaşana kadar hatta birinci gün ışıklar ağarıncaya kadar bu düşüncelerimden eser yoktu, çünkü geceleri Kahire günümüzü yaşıyordu. Hayatı 24 saat canlı ve ayakta tutan Nil nehri, dünyanın yedi harikası arasında bulunan piramitleri, ticari anlayışın sadece oraya özgü olduğu ve satıcı ile alıcı arasındaki en az 5 kat farkın bir anda kapanabildiği El Halili meydanı ve pazarı, dış dünyaya kapalı ve gizemli bir ortam olarak gösterilen müzesi, otobüsleri ve taksileri ile ayakta duran bir şehir. Lotus ve Papirüs çiçeklerinin buluştuğu noktada insanların yüzünden güç şartlara rağmen tebessümün eksik olmadığı Kahire’de, Osmanlı’nın bıraktığı izler sadece camilerde silinmemişti. Temizlik ve hijyen kavramının dikkate alınmadığı şehirde, teknolojinin varlığı söz konusu olmasına karşın, medeniyetten eser yoktu. Konferansın geniş bir katılımcı kitlesini mesleki açıdan etkilediğini söyleyebilirim, ancak bu etkinin daha çok turistik anlamda ön plana çıktığı da dikkatlerden kaçmamıştır.  Gümrük geçişi sonrası uluslar arası bölgede kendimi çok rahat ve temiz hisseder olmaya başladım. Tekrar Kahire’ye gitmem gerekse özellikle oda arkadaşı noktasında daha seçici olurum.  

 


 

Kahire’nin Üzerimde Bıraktıkları…

Yüksel BOZ

Sımsıcak bir coğrafya, sımsıcak bir iklim ve bu sımsıcak atmosferde misafirlerine karşı sımsıcak bir ilgi göstermekten daha çok onların ceplerindeki/cüzdanlarındaki sımsıcak paralara sımsıcak ilgi duyan insanlar. Beş yıldızlı otellerin ve Nil nehrinin kenarlarındaki lüks gezi teknelerinin (bunlara gemi demek daha doğru olur) insana hoş gelen ve eğlendiren ortamlarından ayrılıp, dışarıdaki gerçek hayata döndüğünüzde asıl Kahire gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Tatil yapma, eğlenme, güzel ve hoş vakit geçirme sanki sadece turistlerin hakkı. Çarşı-pazardaki halk 3-5 Egyptian Pound için (1 Egyptian Pound ≈ 25 Yeni Kuruş) takla atıyor. Anormal fiyatlardan başlayan alış-veriş pazarlıkları gayet normal fiyatlarla sona erebiliyor. Yeter ki, satıcıyı biraz sıkıştırın, eğer siz sıkıştıysanız bırakıp gitmeye kalkışın. Korkmayın, satıcı ‘friend, friend’ diye bağırarak arkanızdan gelecek ve sizden son fiyatı sizin söylemenizi isteyecek. İlk girdiğiniz dükkândan işe koyulmayın. Biraz sabredin, olabildiğince gezin. İstediğiniz her ürün hemen hemen her dükkânda var. Aceleci davranırsanız ilk zamanlar anlamadan daha doğrusu acemilikten biraz fazla para harcayabilirsiniz. Grup halinde geziyorsanız sakın grubunuzdan ayrılmayın. ‘Sürüden ayrılanı kurt kapar misali’, arkadaş grubunuzdan ayrılırsanız sizi mutlaka bir satıcı veya turistlere nasıl davranması gerektiğini bir türlü öğrenemeyen bir El-Habibi kapabilir. Bana sorarsanız, Giza şehrindeki piramitler ve Nil Nehri’nde gece yapılan tekne gezileri haricinde Kahire’nin çok çekici bir tarafı yok. Bu nedenle, şehirde uzun süre kalmaktan çok 3-4 günlük bir ziyaret yeterlidir. Gün geçtikçe sıkılmaya başlarsınız. Nil Nehri kenarındaki beş yıldızlı otellerin birinin balkonundan Kahire’ye kuş bakışı bir seyirde bulunmak ve nehrin üzerindeki gemileri, tekneleri ve küçük balıkçı kayıklarını izlemek sizi çok rahatlatacaktır. İçeceğinizi yudumlarken balkonunuzdan etrafı seyretmek ve bu uzak ülkede yeni seyahatleri, yeni başlangıçları hayal etmek ve geleceğe dönük planlar kurmak insana tarifsiz bir huzur veriyor.

Yüksel: Kahire'nin en renklisi...


 

"KAHİRE'den ESİNTİLER" ALBÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ....

 

PİRAMİTLERİN GİZEMLERİ...